Türkiye-İsrail savaşına doğru

 

Türkiye-İsrail savaşına doğru

Kadim Türk tarihinde, Türkler ve Yahudiler hiç savaşmadı.
Türklerin "GökTanrı'ya-Tengri" inandıkları dönemlerde, Türkler ve Yahudiler birlikte devlet kurmayı dahi başarmışlar, Hazar Hakanlığı gibi.
Museviliğin Karaim Mezhebinin, Türklerle bütünleşmesidir Hazar Hakanlığı. Bu nedenle, Türkçe konuşan bu Musevilere Karaim-Karay da denir. Devletleri yıkıldıktan sonra göç ettikleri yerlerde Aşkenaz olarak anılmışlardır. Azerbaycan'da, Kırım'da Türkçe konuşan "geride kalanları" hala görmek mümkün.
Image
Musevi dinini kabul eden ve Yahudi toplumu içinde yaşayan hatırı sayıda Türk var. Hazarlar ve Sebatay Sevi'nin takipçileri.
Yani, iki "kavim" arasında; dini veya politik, dikkate değer bir krize raslanmıyor.
Endülüs sürgünlerinde de Yahudilerin Osmanlı'ya katılabilmiş olması, ırki anlamda ve dini gerekçelerle, Türklerle Yahudiler arasında, hala gerilim yaşanmadığını gösteriyor. 1500'ler.
Image
1916 Çanakkale savaşında küçük bir Yahudi birliği-Siyon Katır Bölüğü, lojistik işler için İngilizlere destek vermiştir. Bu semboliktir ve Yahudilerin "devlet kurma sürecinin ingilizlere bir jestiydi", milletler veya dinler arası bir düşmanlığın göstergesi sayılmaz.
Image
Türkler, kurumsal anlamda, devlet görüşü olarak, cumhuriyet döneminde de Yahudilere hususi bir düşmanlık geliştirmedi. Aksine yeni devletin kurulmasında emek veren Yahudiler var.
Image
Peki ne oldu da Türkler, Yahudi düşmanı oldu?
Filistin toprakları, Araplar tarafından Yahudilere verildi. Türklerin bunu bir "kan davasına" dönüştürmelerini gerektirecek, Türk ve Yahudi milleti arasında bir çatışma alanı olmadı. Vicdani olarak, bir toplumun topraklarından edilmesine üzülebilirsiniz, topraklarını geri alması için destekleyebilirsiniz, bunlar insani. Ama, Arapların sorununu, Yahudiler yok edilsin ideolojik bakış açısına dönüştürüp, Türk toplumuna empoze etmek, başka bir hesabın ürünü.
Image
"Filistinlilerin topraklarına Yahudiler el koydu" deniyorsa, ki pek çok Türk, özellikle dindar Türkler bu düşüncede, bu bir hak mücadelesi çerçevesinde ele alınabilir. Ama, "Yahudi Katliamı talep etmek" bu hak mücadelesi ile bağdaşmaz.
Canhıraş şekilde, Filistin meselesine destek gösterenlerin, hatta onun için savaşı göze alanların, Uygur Türkleri için bu kaygıyı duymamaları, Çin'den borç alabilmek için, her türlü Çin zulmünü, Uygur soykırımını örtmeleri, son derece çelişkili bir Filistin Davası "sahtekarlığına" işaret ediyor.
Ayrıca; Arap jeostratejik menfaatleri ve devletler arası çekişmeleri ile Arap ülkelerini kullanan dış güçlerin "Filistin meselesini sürüklediği zemin" hiç de Türk menfaatlerini ilgilendirici mahiyette değil. Kendi hesapları ve kendi menfaatleri. Türkiye'yi, kendi rekabetlerinin yol açtığı felaketin içine çekemezler.
Dikkatle bakın 1947 BM Barış Planı Filistinliler için son derece elverişli bir fırsat sunarken, Arapların iç dinamikleri-rekabetleri nedeniyle, kabul edilmemesi de buna işaret eder.
Filistin meselesi, aynı zamanda, Arap jeopolitiği ve menfaatleri ile Arapların uluslararası ilişkileri ile de ilgilidir, ki bu menfaat-rekabet alanı ne ölçüde Türkleri ilgilendirir düşünmek gerek.
Image
Dindar Türklerin, kendilerini "Yahudileri yok edelim noktasına götüren" başka parametreleri olmalı.
Kur'andaki bazı ayetlerin, "Yahudiler görüldüğü yerde katledilmeli yorumu", dindarların motivasyonun ana dayanağı olarak gözüküyor. Belirli bir dönemde, Arap Müslümanlar ile Yahudiler arasında bir mesele olmuş ve bu meseleye ilişkin Kur'anın çözüm emirleri, yüzyıllar sonrasının kan davasının temeli haline getirilmiş.
İslam toplumlarının, Osmanlı sonrası temsiliyeti sıkıntılı. Parçalanma ve paylaşmanın getirdiği travmalar var. Pek çoğu emperyalistlerce sömürülür duruma düşmüş. Osmanlı toplumu Yahudileri bağrına basarken, geri kalmış günümüz Müslüman toplumlarının Yahudi avına merak salmaları, bu travmanın ve az gelişmişiğin etkisi ile açıklanabilir.
Sivil İslamı organize eden fikir adamları, bu fay hattında rol alabilir ve medeni ilişkilerin kurulmasına katkı verebilir.
Şiddet ve aşırılığın, cehaletin yüksek olduğu toplumlarda daha agresif olması dikkatimizi çekmeli.
Bu travmatik durum, Kur'anın yanlış yorumlanan ayetleri ile buluşunca ve Filistin gibi de çözülmemiş bir yara ile beslenince, alın size günümüz Yahudi düşmanı Müslüman.
Analizimizi özetleyip bu günki gerilime geleyim..
  1. Türkler ve Yahudiler, hiç bir gerekçe ile düşman 2 millet olmamış
  2. Filistin topraklarını Yahudilere Araplar vermiş, Türkler değil
  3. Filistin meselesi İslamla ilgili değil, Arap jeopolitiği ve politik ilişkileri içindeki bir kriz alanı
  4. Kur'anın Yahudilerle ilgili ifadeleri bir döneme ve o dönemdeki 2 toplum arasındaki adil çözüme vurgu yapar, tarihsel bir düşmanlık ifade etmez
  5. İslam toplumları geri kaldıkça Yahudi düşmanlığı artıyor. Medeniyetle de ilgili gözüküyor.
Gelelim güncel gelişmelere. Savaşa doğru mu gidiyoruz? Bunu anlamaya çalışalım.
Türkiye'de AK P hükümeti öncesi, İsrail'le devletlerarası ilişkiler kurallarla yürüyordu. Mutedildi.
AK P ile birlikte, bu değişti. AK P'nin; "islamcı bakış açısının özlemleri, toplumu dizaynı, kendi partisine yönlendirme ve parti tabanını, büyük ekonomik çöküşe rağmen koruyabilme" gibi nedenlerle, bu meseleyi ayrıca "kaşıdığı" görülüyor. AK P'nin tetiklemesi ile, "İsrail Düşmanlığı ve Filistin meselesi", Türk toplumunu "İsrail karşıtlığı" konusunda aşırılığa sürükledi.
AK P'nin, "İslama Dayanan Fetih Arzuları" da bu meseleyle bütünleşince, Kudüs'ün ele geçirilmesi Türk Dışpolitikasının merkezine yerleşti. ABD'nin Arap Baharı demokrasi projesi AK P'ye fetih alanlarını açtı.
Türk dışpolitikası, Suriye'ye de böyle bakıyor, Kürtlere de.. Fethin önündeki engeller temizlenmeli ve Kudüs'e, Selahhaddin Eyyubi gibi girilmeliydi.
Suriye'de; "İslamcı, Tekçi, Türkiye'ye bağlı, Otokrat Rejim kurulma isteği" de bu "AK P mefkuresinin" uzantısı.
Türkiye; 7 Ekim 2023'te HAMAS'ın ve 8 Ekim 2023'te Hizbullah'ın, İsrail'e saldırısında etkisizdi. Hiçbir şey yapamadı. Üstelik İsrail'e petrol ve çelik satmaya da devam etti. Sadece konuştu.
Türkiye; İsrail-İran karşılıklı füze savaşlarında da bir şey yapamadı. Ne politik ağırlığını kayabildi, ne de "Filistin davadaşı İran'a" hava savunma vb. sağlayabildi.
Türkiye'nin elinde, İsrail üzerinde etkili olabilecek kullanabileceği sadece, Suriye'deki tam netleşemeyen "avantajlı pozisyonu" var.
Belirsizliklerle dolu bir Suriye.
Suriye üzerinde Türkiye ve İsrail yaklaşımları taban tabana zıt.
Türkiye;
  • Arap çoğunluğa dayalı, HTŞ anlayışında müslüman, üniter, çok olanın tahakkümünde bir Suriye düşünüyor
  • Suriye Kürtlerinin "özerklik elde etmesi gibi bir seçeneği" hayal bile etmiyor, aksine oluşmaması için Kürtlere askeri müdahalede bulunuyor
  • Kürtlerin, Durzilerin silah bırakmasını ve HTŞ ve benzerlerinin oluşturduğu bir ordu ile rejimini korumayı hesaplıyor
  • İsrail'in, Golan tepeleri dahil, Suriye'den çıkmasını istiyor
  • Suriye'de avantajlı olabilmek için, ya da istediği Suriye modelini elde edebilmek için, Rusya ve İran'la da işbirliği yapıyor
İsrail;
  • Bütün dini ve etnik grupların etkili olarak hak sahibi olduğu, "Federatif bir Suriye" istiyor
  • Türkiye'nin, Suriye Kürtlerine askeri müdahalede bulunmasını istemiyor
  • Suriye HTŞ yönetimine ait ordunun Şam'ın güneyine inmesini ve özellikle Durzilere müdahale edecek eylemlerde bulunmasını istemiyor. Suriye güneyinde oluşturduğu tampon bölgeye girerlerse de hava-kara saldırıları düzenliyor. Tampon bölgeyi Durzileri korumak için ilan ettiğini açıkça belirtiyor
  • HTŞ yönetiminin, Hizbullah'ın Lübnan'a silah aktarmasını önlemesini istiyor
  • Türkiye'nin Hizbullah vb. İsrail'e tehdit oluşturan, İran direniş güçlerini desteklemesini istemiyor
  • İsrail, Suriye Kürtleri ve Durzileri ile doğrudan temas kuruyor
Gördüğünüz gibi, "son meydanda", yani kapışabilecekleri son alanda, Suriye'de 2 devletin duruşu çok keskin.
Uyuşmanın neredeyse imkanı yok.
İsrail dışişleri bakanı bir çok kez, "Türkiye, İran'ın Hizbullah'ı silahlandırmasına yardım ediyor" açıklamasını yaptı. Yani, İsrail'e karşı "İran direniş eksenine" cephane taşımayın diyor.
İsrail'in; ABD ile İran nükleer tesislerine saldırmak için, "çok ciddi hazırlıklar" içinde olduğunu, İran rejiminin de "kabasaba da olsa bir nükleer silah üretmek" için yoğun çaba içinde olduğunu unutmayalım.
İsrail'in İran'a müdahalesinde, Türkiye'ye ihtiyacı yok. Konvansiyonel bir kara harekatı olacağına ihtimal vermem. İsrail Özel Kuvvetlerinden ve İstihbaratından bazı unsurlar İran'a girebilir.. Bunun için İsrail'in alternatifleri var. Yani Türkiye, "İran operasyonunda bana ihtiyaç duyarlar" gibi, bir parametreyi dışpolitika hesaplarına dahil etmesi hayalci olur.
Görünen, Suriye üzerinde bir "kapışmaya" şahit olacağız.
Türkiye; bu kapışmaya, konvansiyonel savaş unsurlarıyla, yani klasik orduyla, girebilir mi? Zannetmem. Türk ordusunun eski gücü kalmadı ve konvansiyonel savaş tecrübesi taze değil. Ekonomisi de bir savaşı kaldırabilecek durumda değil. Suriye'de Kürtlere de saldırması gerekeceğinden, Türkiyeli Kürtlerin refleksleri ne olur kestirilemez.
İsrail ordusu ise aksine.. İran'a saldıran 100 savaş uçağını, havada yakıt ikmalini, görünmeden 100 hedefi vuruşunu ve zayiat almadan üslerine dönüşü düşünün. HAMAS ve Hizbullah'la sıcak çatışmalardan kazandığı tecrübeyi düşünün. Hizbullah lider kadrosuna, yapabildiği istihbarat operasyonlarını düşünün.. ABD'nin CENTCOM'un İsrail'i koruma kalkanına aldığını düşünün.
Konvansiyonel bir kapışma olmayacağını anladık. Peki ne yapabilir Türkiye ve bu savaş nasıl gelişebilir?
Şu notu düşelim ve devam edelim..
Türkiye'nin "paramiliter savaş tecrübesi yüksektir"
Çatışma nasıl gelişir?
  • Çatışma, Suriye sahasında olur
  • Türkiye vekil güçlerle savaşır
  • Suriye paramiliter ordusu (HTŞ) ve Türkiye'nin başka kaynaklardan göndereceği "paramiliter unsurlar" İsrail'le savaşır. Türkiye lojistik destek sağlar
  • İsrail'de paramiliter ordu yok. Son savaştaki tecrübelerinden de bu yönde bir ders çıkarmış değil. Ama Suriye'de, İsrail adına (vekil) savaşabilecek güçleri var. Kürtler ve Durziler ve belki de Güney Arapları ile Aleviler.
  • HTŞ ve Türkiye bağlantılı başka pramiliter güçler, iyi donanımlı ve eğitimli Kürtlerle başedemez. Türkiye'nin hava desteği olmazsa mümkün değil. Ancak, Türkiye'nin hava gücü Suriye hava sahasına giremez. İsrail ve ABD'nin müdahalesiyle karşılaşır. Kara gücü girebilir, ancak İsrail hava saldırıları kısa sürede bu gücü zayıflatacaktır.
  • İçeride gelişecek bu çatışmaların ana hedefi Suriye Kürtleri olacağı için, Türkiye'deki Kürtler bu tablodan rahatsız olacaklardır. Bu rahatsızlığın derecesini kestirmek zor. Ancak Türkiye'nin toplumsal dinamiklerinin etkileneceğini söyleyebiliriz.
Eğer çatışma çıkarsa; İsrail'in toprak olarak genişlemesine, Suriye HTŞ rejiminin değişmesine, demokratik-çok kültürlü bir Suriye kurma avantajının yeniden ortaya çıkmasına, Türkiye'nin toplumsal dengelerinin iyice sarsılmasına, AK P iktidarının son bulmasına neden olur.
Tarihte de olduğu gibi, Türkiye'nin menfaati, İsrail'le medeni devlet ilişkileri kurmasını gerektiriyor. Türkler, Yahudilerin doğrudan düşmanı değildir. Filistinlilerin haklarını savunmak için bu maceracı yollar değil, barış yolu izlenmesi daha avantajlıdır.
Ayrıca, İsrail'in-Yahudiler'in Sivil İslamla temas kurması çatışma ikliminin azalmasında çok katkı verici olur.
Anlayabileceklerini de sanmadığımı ilave edeyim.
Adelina Sfishta

Yorumlar

  1. Cok faydalı bir analiz, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Maalesef Turkiye'de akli selim düşünen bir hükümet yok. Hamasi mottolarla dis siyaseti de ic siyaset icin kullanıyorlar. Filistin davası ise bir göz boyama. Uygur Turkleri icin kılları kipirdamadi ve göz gore gore Cin'e teslim edildiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

medya etigine aykiri yorumlar kabul edilmez