“Zamanın Ruhu”, bu defa “sol” mu diyor?

                            “Zamanın Ruhu”, bu defa “sol” mu diyor? 

            (Bu yazı 5 Eylül 2019 tarihinde yazılmış ve yayınlanmıştır..)

Küresel gelişmelerden de etkilenen toplumlar, kendi içerisindeki dinamiklerin tesiriyle değişirler, gelişirler, farklılaşırlar. 

  

Bu “eskisinden farklı olma hali”, “hale” uygun bir toplumsal psikoloji de oluşturur. 


İşte bu toplumsal psikoloji, içerisinde yaşanan “zamanın ruhunu” da belirler. “Zamanın ruhu”, içinde yaşanan sürecin temel eğilimlerinin belirleyicisi olur. 

Bütün bu değişimleri ve zamanın ruhunu; bazen “fevkalade liderler” ve onların “fevkalade kadroları” da yaratabilir. Hitler ve ekibinin yaptığı gibi. 


Bu süreç çoğunlukla yavaşça gerçekleşir. Bazen de beklenmedik travmalar, şiddetli ve ani değişimleri doğurabilir. 

 

Yaşlı nüfuslu ülkelerde daha durağan olan bu değişim hali, genç nüfusa sahip ülkelerde, daha süratli sosyolojik değişimlere dönüşebilir. Hele hele, ülke kritik bir bölgede ise, uluslararası gelişmelerdeki değişimden kolaylıkla etkilenebilecek bir konumda ise, bu tür ülkelerin nüfusu da genç ise, bu değişimin hızına yetişmek çok kolay olmayabilir. 


Oturmamış, eğitimsiz toplumlarda bu değişimler “saman alevi” gibidir. Değişimler, yıkıcı bir etkiyle gelirler ve çabucak da etkilerini kaybederler. 

Siyaset de; bu “değişimin” ve değişime bağlı “zamanın ruhunun” üzerinde, “siyasi sörf yapar. Durağan dönemlerde Demirel gibilerini, karmaşa dönemlerinde ise Uzan gibilerini doğurur. 


Yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır. Erdoğan için yazdığım “son muhafazakar” yazımda, “muhafazakar zamanın ruhunun” bittiğini, Erdoğan’ın perdeyi kapattığını ifade etmiştim. 

  

Esasen, “son muhafazakarı” anlatan yazım da, zamanın ruhundaki değişime işaret edebilmek içindi. Söz konusu yazımda da belirttiğim gibi; AKP’nin temsil ettiği “muhafazakar” siyaset, toplumsal değişimden hayli etkilenmiş ve yeniden “iktidar” imkanı elde edebilmesi için zor bir zamanın içine girmişti. 


Sözü uzatmadan, içinde bulunduğumuz sosyolojik sürecin, “toplumsal izdüşümlerine” ve buradan kaynaklanan “zamanın ruhuna” bakalım ve nasıl bir siyasete işaret ediyor toplum, onu anlamaya çalışalım. 

İçinde bulunduğumuz zamanın temel değişimlerini şöyle özetleyebiliriz:  


Erdoğan’ın muhafazakar hareketi başarılı bir örnek olamadı. Toplumsal hafıza; Erdoğan’ın başarısızlığını veya ortaya koyduğu rol-modeli, genelleme yaparak, tüm muhafazakar siyasetle özdeşleştirdi. Bu nedenle toplumda, muhafazakar siyasete güven azaldı ve samimi bulunmamaya başladı. Camilerde bile tepkiler oluştu. 
 
Kürt siyasi hareketi; sol-laik çizgide yığıldı. Özgürlük talepleri de sol siyasetçe daha çok benimsendi. Sağ ve mevcut muhafazakar siyaset meseleye “devletçi” baktı. 

Bireysel özgürlükler arttı. Genç nüfus, özgürlükçü parametreleri ön plana çıkarttı.  
Fakirleşen toplum ve artan gelir dağılımındaki adaletsizlik, toplumun aşağı tabakalarını, kurulu sisteme protest “ezilen” katmanlarını çoğalttı. 

Şehirleşme arttı. Şehir hayatı, kadını toplum içinde daha etkin hale getirdi. 
50-55 milyonun akıllı telefon ve internet kullandığı, yoğun etkileşim ortamı oluştu. Erdoğan kontrolündeki medya etkisiz kaldı. Sosyal medya muhalif duruşların etkileşim alanı haline geldi. 

CHP-Kılıçdaroğlu’nun, partiyi muhafazakar katmanlara açma gayreti ile Saadet Partisi’nin “sol” ile dirsek teması yapılabilir yaklaşımı, muhafazakar seçmenin diğer kampa geçişini kolaylaştırdı, direnç azaldı. 
Erdoğan liderliğindeki muhafazakar hareketin, toplumsal katmanların bir çoğunu “ötekileştirme siyaseti”, ötekileşenleri, ister istemez CHP’ye doğru hareketlendirdi. 

Toplumun aşırı baskılanması, özgür ortamın daha çok arzulanması psikolojisini doğurdu. Otoriterleşmeye karşı hareketler gelişti. 
Dindar kitlede azalma, dindar anlayışta “eksilme” meydana geldi. 

Bu değişim parametrelerine dikkatle baktığımızda, daha ziyade “sol koktuğunu” söyleyebiliriz. 

CHP, İstanbul seçimlerinde meydana gelen “Kürt seçmenin teveccühünü” genişletebilecek bir fırsat yakaladı. HDP belediyelerine kayyum atanması sonrası oluşan “sahipsiz mi kaldık” hayal kırıklığını, “İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti” ciddi bir dayanışmaya dönüştürdü. 


Saadet Partisi’nin muhafazakar cephede beklenen “atağı yapamaması”, Davutoğlu ve Babacan oluşumlarındaki belirsizlik, yukarıda belirtilen parametrelerle şekillenmiş, yeni toplumsal psikolojiye, “cezbedici bir alternatifi” henüz oluşturamadı.  

 

CHP-HDP birlikteliğinin; yeni toplumsal psikolojiyi kucaklamaya daha yakın olduğu görüntüsü olmakla birlikte, bu beraberliğin; gerek Türkiye ve Türkiye’deki toplum için nasıl bir “makro” yol çizebileceğinin meçhul oluşu, gerekse bu yeni siyasi “koalisyonun” nereye-nasıl gideceği konusunda, şüpheler bulunması, ortaya çıkan bu avantajın ne kadar “efektif” kullanılabileceğini şüpheye düşürmektedir. 


Üstelik CHP kadrolarının “yetersizliği” ve belki de “ufuksuzluğu”, HDP kadrolarının ise “etnik meselelere kilitlenmiş bakış açıları”, muhtemel açılımları, daha başlangıçta bloke edebilme potansiyeline işaret etmektedir. Bu da avantajın değerlendirilebileceğini şüpheli yapmaktadır. 

 

Bu noktada; özellikle Ali Babacan oluşumunun, toplumdaki bu değişimi dikkate alan, sol eksendeki toplumsal psikoloji yığılmasını kucaklayabilen, ideolojilerden uzak, ama toplumsal ihtiyaçları karşılayabilen bir anlayışla, yapılanması ve çok geç kalmadan “görünür hale gelmesi” gerekmektedir. Ali Babacan bu ihtiyacı “klasik siyaset” yerine “profesyonel siyaset” modeli ile karşılayabilir. Bu durumda kitlelerin “önyargısız” yaklaşabilmesi daha kolay olacaktır. 


İçinde bulunulan bu siyasi yapı, ister istemez, CHP-HDP ekseni ile Ali Babacan’ın oluşturacağı “profesyonel siyaset eksenini” buluşturacaktır. 

CHP-HDP’nin daha avantajlı görüldüğü yeni Türkiye’de, Ali Babacan’ın oluşturabileceği “usta-profesyonel kadrolar” toplumsal “şirazeyi” ve Türkiye’yi dengede tutacaktır. 


Yorumlar

  1. DEVA partisinin kuruluş amaç ve ilkelerine bakarsanız aşağı yukarı CHP ile aynı olduğunu düşünebiliriz. parti programında kürt vatandaşlara yönelik çoğunluka serbest dil, düşüncelere özgürlük ,kuvvetler ayrılığı vs. ve yerel yönetimlerin demokratik düşünce yapısıyla yeniden şekilleneceğini göstermekte .Ama yerel yönetimin harcamaları denetim altında olacak denmekte. bu kadar çoğulculuk özellikle kürt vatandaşlarının özerklik taleplerini tekrar dile getirmesi ve olası çatışmaları beraberinde getirebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğunuz için teşekkür ederim.. Bizler Yugoslavya iç savaşını yaşadık.. Bir devlet nasıl çökertilir tecrübe ettik.. Ders almak gerek... Sizin sorun kabul etmediğinz ve çözümsüz bıraktığınız meseleleri başkaların müdahale alanı haline gelir.. Dikkat etmek gerek.. Ben İnönünün, M.Kemal'e 100 yıl kazandık telefonunu önemserim..

      Sil

Yorum Gönder

medya etigine aykiri yorumlar kabul edilmez