Enver Paşa’nın “Sarıkamış Macerası”

 


Sarıkamış “nereden çıktı” diye merak ediyorsunuz, muhtemelen.

“Başbuğ Enver” gündeme gelince, eh dönüp onun “şaheserlerinden birisi olan” Sarıkamış savaşına bakmak farz oldu.

Kosova Türk barış gücündeki Türkiyeli komutanlar; Çanakkale, Kurtuluş savaşı, Sarıkamış gibi savaşları anlatırlardı, buralardaki meraklılarına. Ben de öyle öğrendim, kenarından köşesinden.

Sarıkamış Savaşı öncesi genel tabloya bir bakalım.

Yıl 1877-1878, Osmanlı Rus savaşı yeni bitmiş, Kafkaslarda ve Balkanlarda “Rus”, Osmanlı’yı perişan etmiştir. 93 muhacirleri iyi hatırlar. Hem Balkanlardan, hem de Kafkaslardan Anadolu'ya büyük göçler.

Hani çok sevdiğiniz, yere göğe sığdıramadığınız Putin var ya, onun büyük büyük dedeleri Osmanlı’yı iki cephede çökertmiştir.

Ruslar Sarıkamış’a dayanmış, bölgeye yerleşmiş, okul açmış, tren yolları yapmış, yani kalıcı durumdadır.

Birinci Dünya savaşı da başlamak üzeredir.

Almanya; yıkılmak üzere olan Avusturya-Macaristan imparatorluğu ve küçük bir devlet olan Bulgaristan’la ortaktır. Ancak, gözü kördür ve "büyümek" istiyordur.

Tecrübesiz İttihat Terakki ve Enver Paşa, işte, “stratejik bir güç olamayan” bu ittifaka dahil olarak, adeta kendisini ve ülkesini ateşe atmak üzeredir.

Alman Nasyonalizmin etkisindeki İttihat Terakki, ordusunu da çoktan Alman yönetimine devretmiştir.

Bu tecrübesiz ve nasyonalist ekibin acemice kararları sonucu; “Balkanlarda küçük devletlerin ordularına karşı perişan olmuş Osmanlı ordusu ile” büyük bir öngörüsüzlük yapılarak, Almanya'nın yanında, Osmanlı savaşa sokulmuştur.

Enver Paşa öncelikli hedefi olarak, Çarlık Rusya'sını belirlemiştir.

Almanya ile yapılan ittifakın ruhuna uygundur. Avrupa cephesinde kolay ilerlemesi gereken; Almanya ve Avusturya-Macaristan ordularına, dolaylı destek sağlayacak bir tutumdur.

Osmanlı donanması, Kırım-Sivastopol’da Ruslara saldırınca, 30 Ekim 1914’te Ruslar da Osmanlı’ya savaş ilan ederler ve Osmanlı Rus savaşı başlamış olur.

Avrupa’da Ruslar; Almanya ve Avusturya-Macaristan’la savaştadır ve zor durumdadır.

Kafkas cephesinde-Sarıkamış bölgesinde ise, Ruslar, mevcut durumu bozmak niyetinde değildir. Yıl 1914

Kırım Sivastopol’a denizden saldırılması, ardından Kafkaslarda cephe açılması, Alman makro stratejilerine “hizmet eder” mahiyettedir.

Enver Paşa, Sarıkamış’ta ısrarlıdır.

Gelin görün ki, Osmanlı ordusunda yokluk diz boyudur. Kafkas cephesindeki 3 üncü ordu savaşa hazır değildir. Elde, 190.000 insan, 60.000 hayvan mevcuttur. Savaşta yiyecek en az mermi kadar önemlidir. Kurmayların hesabına göre; altı aylık bir savaş için 88 milyon kilo yiyecek gereklidir. Ancak eldeki yiyecek 1,2 milyon kilodur.

Üstelik aylardan Aralık, yani Sarıkamış’ta metrelerce kar ve dondurucu kış rüzgarlarının hüküm sürdüğü zamanlardır. Askerin kışlık giyecek elbisesi çok sınırlıdır. Bazı birlikler yazlık kıyafetlerle donatılmıştır.

3 üncü Ordunun tecrübeli komutanları, savaşın bir çılgınlık olacağının farkındadır. Ve Enver paşanın savaş isteğine karşı çıkarlar. Ancak Enver kararlıdır.

İbretlik bir hadiseyi de analım.

Enver Paşa genç bir subay olan Yarbay Hafız Hakkı Beyi, 3 üncü Ordu bölgesine durumu incelemeye gönderir.

Hafız Hakkı Bey, Sarıkamış cephesini ve ordunun durumunu inceler. Enver paşaya rapor sunar. Rapor aşağıdaki ibretlik cümlelerle son bulmaktadır. Kasım 1914

“Dağlar üzerinde yolları keşfettim, bir kısmını kendim de gördüm, bu mevsimde bu yollarda harekatın mümkün olduğuna kani oldum. Ancak sorun buradaki komutanlarda. Buradaki ordu ve kolordu komutanları, kafi derecede azim ve cesaret sahibi olmadıklarından, bu harekata samimi olarak taraftar olmuyorlar. Bu harekatın icrası, rütbem tahsis olunarak bana tevdi edilirse, ben bu işi deruhte ederim.”

Enver; tecrübeli ve yıllardır bu bölgede görev yapan komutanlara değil, bu yeni yetme yarbaya inanır. Çünkü o onun adamıdır. Ve Enver’in hırsları, savaş istiyordur. Enver, bütün tecrübeli komutanları görevden alır, yerine tecrübesiz ama ona itaat eden gençleri koyar.

Sarıkamış savaşının kaderi aslında bu “atamalarla” belli olmuştur. Enver’in görevden aldığı ordu komutanı Hasan İzzet paşa, Enver’in kurmay akademisinden hocası, komutanıdır üstelik.

Sarıkamış’ın meşhur “Allahu Ekber dağları” ve o gece, “Allahu Ekber gecesi” unutulacak gibi değildir.

“Komutan Hasan Yüzbaşı, durmadan bağırıyordu askerlerine. Ahmet evladım, durma yürü. Durursan uyursun, uyursan ölürsün. Ama askeri yürütmek neredeyse imkansızdır. Kar, tipi, şiddetli soğuk, barınacak hiçbir yer yok ve 3000 metre yükseklik”.

Lütfen haritaya tekrar, tekrar bakın. 3 kolordu taarruz ediyor. Biri cepheden saldırıp Rusları tutuyor, biri kısa kuşatma ile Sarıkamış’a girecek, diğeri ise Allahu Ekber dağlarını geniş kuşatma ile aşacak ve Rusları tam geriden çevirecek.

Geniş kuşatmayı yapacak 10 uncu kolordunun, 3100 metre yüksekliğinde dağları aşması gerekiyor. 4 günlük erzak var, askerin doğru dürüst kışlık kıyafeti bile yok. Kar adam boyu. Rüzgar ve fırtınanın 3100 metre yükseklikteki etkisi nasıl olur, bir düşünün.

Ve tecrübeli komutanların “önceden bildiği akıbet”, tecrübesiz komutanların-kadroların elinde, yaşanarak görülür ve 90.000 fidan soğuktan donarak şehit olur Allahu Ekber’de.

Erken yaşlarda Osmanlı ordusunun başına geçen Enver, aslında parlak bir kurmay subaydır. Mustafa Kemal’le de kurmay okulunda sınıf arkadaşıdır. Okulda herkesin tozunu attırır Enver. Zekasına diyecek yok. Lakin; gem vurulamaz hırsları, ateşin arzuları, hayalleri zorlayan istekleri, onun zekası; başarıyı aramaya ve bulmaya değil, hırslarını gerçekleştirmeye yöneltir. Ve artık çıkmaz sokaklar bekliyordur Enver’i. Felaket labirentlerinde, ordunun ve ülkenin mahvolmasına neden olur.

Enver Paşa’nın vatanseverliğinden, Rusları Kafkas cephesinde mağlup ederek, ta Bakü’ye kadar coğrafyayı ve halkı kurtarma arzusundan kim şüphe edebilir ki.

Ama, hedef ve imkan arasındaki korelasyon, kurmay subayın ilk ölçeceği şeydir.

Osmanlının güney cephesini boşaltıp, Kafkas cephesine sürülen ordunun, Azerbaycan’a sadece, evet sadece 45 günlük bir bağımsızlık sağlayabileceğini hesap edemeyen, Enver'in kurmay zekası da sorgulanmalıdır. Hem güney cephede kaybedilmiş, hem Azerbaycan’da bir şey elde edilememiştir.

Ama, netice alamasa da “aksiyon adamıdır” Enver.

Ama “mümkün olabileceği de görmek” bir vatanseverlik değil midir? Mümkün olmayan işlere girişenleri ikaz etmek vatanseverlik değil midir? Riskleri anlatmak vatanseverlik değil midir?

Ateşli hırslara sahip olmayı vatanseverlik olarak tanımlamak, akılsızlar eliyle, tüm milletin felakete itilmesine neden olmaz mı?

Ama hırslar, aklın ve vicdanın önüne geçince, akıl; olması gerekeni değil de hırsların peşinde koşma arayışına girince, ortaya makul kararlar yerine, “kişisel hesaplar” çıkmaz mı?

Elbette çıkar. Tarih bu kişisel hesapların peşinde koşanların millete ne büyük kötülükler ettiğinin, bir türlü ders almadığımız, ibretlik olaylarıyla doludur.

Hedef ve güç arasında ilişki kurulmadan alınacak kararların ve girişilecek “maceraların” nice Sarıkamış felaketleri ortaya çıkaracağını bilebilmek, her vatanseverin “vicdanlı gözleriyle” çok kolay görülebilecektir, oysa.

Burada sıkıntı, bu felaketlere sebep olanların eleştirilememesi, “vatanseverlik kılıfı” ile olanların görmezden gelinmesi. Hatta eleştirilerin ihanet ile suçlanması. Tıpkı, Enver’in hocası Hasan İzzet Paşa’nın harekata karşı çıkması üzerine, Enver’in; “hocam olmasaydın seni asardım”, demesi gibi.

Oysa, İmparatorluk tabutuna son çiviyi çakanlardan birisi de Enver'dir.

Verilecek kararlardan sonra oluşacak sonuçları dikkatlice hesap edenlerin, sonunu düşünenlerin “kahraman sayılacağı” akıllı zamanların özlemiyle…

Yorumlar

  1. Akıcı bir anlatımınız var.Güzel bir yazı

    YanıtlaSil
  2. Bu kadar kısa bir yazıda bu kadar geniş bir konuya bu kadar gerçekçi ve doğru bilgi sığdırmışsınız.Tebrikler.
    Ayrıca İnsan Psikolojisi tahlilleri de çok iyi

    YanıtlaSil
  3. Kaleminize kuvvet, cok tesekkür ederim.
    Yarim kalan doktora tezimde 1908-1918 yillarindaki Ittihat ve Terakki politikalarini calismistim.
    Tam 100 yil sonrasinin, o döneme pekcok yönüyle benzemesi, beni cok üzmüstü.
    Yine yeni ve yeniden cakma Enver'lerin cikmamasi ümidiyle...
    Saglicakla kalin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. okuduğunuz için teşekkür ederim..ittihat terakkiye ilişkin kaynakçanız varsa benimle paylaşır mısınız, ben de okumaya çalışıyorum bu konuyu...

      Sil
  4. Maalesef Enverler hic bitmiyor. Bir hayal ugruna ne hayatlar sonmus.

    YanıtlaSil
  5. Çok değerli bir çalışma, yüreğinize sağlık. Ortadoğu’da ihanet edenler, ülkeyi yağmalayanlar, talan edenler, en büyük barbarlıkları sergileyenler vatan kahramanları olarak anılmaya devam ediyor. Sarıkamış, Yemen, Balkanlar ve Çanakkale savaşları gibi birçok savaş yüzeysel tarihi bilgilerle anlaşılacak kadar basit değil. Çok yönlü bir proje olduğunu düşünüyorum. Osmanlı ordusunun Alman devletinin emrine girmesi Enver, Talat ve Cemal Paşalar gibi İttihat ve Terakkicilerin Alman devletinin emrinde olması, onların talimatlarıyla hareket etmeleri Osmanlının dağılmasında en önemli etkendir ancak tek etken bu değil. Bu İttihatçıların başlangıçtan Osmanlının dağılmasına kadar bütün örgütlenmelerin başında olması, aslında derin bir projeye de işaret ediyor. Tek bir ulusun hakim olduğu küçük bir toprak parçasında diğer ulusların eritilmesi veya imha edilmesi Alman faşizminin etkisiyle olmuştur, demek yanlış olmaz sanırım. Hamidiye Alayları, Teşkilatı Mahsuse, Hafif Suvari Alayları, Aşiret Mektepleri gibi projelerin beli bir ulusun topyekun imha veya eritilme/asimilasyon yoluyla imha edilmesini amaçlıyordu.
    Yaşar Kemal, Kemal Tahir gibi yazarlar Sarıkamış’ta 100 binden fazla insanın Enver Paşan’nın maceraperestliğine kurban verildiğini yazıyor. Hatta Allahuekber Dağlarından kurtulanlar, vatana ihanetten dolayı ya kurşuna dizilmiş ya da idam edilmiştir.
    Yüreğinize sağlık, buna benzer çalışmaların devamını dilerim.
    Abdulkerim Arıvasi

    YanıtlaSil
  6. Okuduğunuz için teşekkür ederim... Bu günlere de dikkatle baktığımızda, yetersiz bilgilerimizle, pek çok insan pek çok yanlış kararlar verebiliyor. Tarihte de bazı yanlış kararlar yetersizlikle de ilgilli olabilir.. Elbette şahsi emelleri ile bu kararları verenler de vardır, belki de haylidir.. Ama bir açık kapı bırakmak gerek diye düşünürüm...

    YanıtlaSil
  7. "hedef ve imkan arasındaki korelasyon, kurmay subayın ilk ölçeceği şeydir." hayat düsturu. Güzel yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  8. "Hocam olmasaydın seni asardım" İşte Enver Paşa'yı bu ifadesi çok güzel özetliyor. Her şeyi bilen, üsten bakışçı, kibirli, hırslı, enaniyetli ve bundan dolayı istişare ve tavsiyelere kapalı bir lider.. Sonuç hüsran.. Kaleminize sağlık dilerim..

    YanıtlaSil
  9. Yazı için teşekkür ederiz

    YanıtlaSil
  10. askeri literature sarikamis sendromu olarak giren denetleme balonu en büyük sorun, tüm ordu tam teçhizatlıymış gibi gösteriliyor, döngü şeklinde

    YanıtlaSil
  11. Çok güzel bir çalışma. Tarihsel gerçekler ancak böyle objektif çalışmalardan anlaşılabiliyor, hamasi metinlerden değil. Çok Teşekkürler. Başarılar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

medya etigine aykiri yorumlar kabul edilmez