Ali Babacan “partiyi” kuruyor. Peki, ne diyor? (Arşiv: Eylül 2019)


Ali Babacan, Karar Gazetesine konuştu.

Açıklamalarının benim açımdan kritik olan başlıkları şöyle:

·         İnsan hakları, çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi değerler, bizim için dönemsel siyasi tercihlerimiz değil, “ahlaki ve toplumsal hayat ideallerimiz”,

·         AKP’nin başarısızlığı, “ilkelerden ve değerlerden”, uygulamada, uzaklaşılmış olması,

·         AKP ile “aklen ve kalben” bir ayrışma yaşadım, şahsi meselem yok,

·         AKP, düzeltilemeyecek kadar “bozulmuş”, içine girerek düzeltme şansım yok,

·         Kuracağımız parti, AKP ilkelerini esas alan yeni bir AKP olmayacak, o günün Türkiye’si ile bugünün Türkiye’si tamamen farklı, parti bugünün Türkiye’si için kurulacak,

·         AKP kurulurken, muhafazakar kitleye yapılan haksızlıklar esas alındı. Bu gün Türkiye’nin neredeyse tamamına yapılan haksızlıklar var. Bu nedenle kuracağımız parti bütün toplumu kucaklamak zorunda, herkesin sorunuyla ilgilenmeli,

·         Türkiye’nin başarılar elde ettiği dönemde, bürokraside olan ve rol alan arkadaşlar, “bizimle”, profesyonel hazırlıkları sürdürüyorlar,

·         Adalet, özgürlük ve ekonomi herkesi ilgilendiriyor. Ekonomiyi kolay hallederiz, ama adaletsizlik ve özgürlüklerin kaldırılmış olması çok yakıcı bir sorun,

·         Devlet tek şeyden sorumludur. Adalet. Hazreti Ali’nin dediği gibi, “devletin dini adalettir”,

·         Toplumumuzda birlikte yaşama arzusu çok kuvvetli, farklılıklarıyla beraber yaşamak istiyorlar, biz de tam böyle bakıyoruz topluma, farklılıklarımız şahsi değerlerimiz, memleket hepimizin ortak değeri,

·         Kadromuz, çok sesli ve farklı toplumsal katmanlardan, iyi ve başarılı insanlardan oluşacak, iyi insan “evrensel ve ahlaki normlara” sahip insan demek,

·         Geçmişin bütün parametrelerini çöpe attık, “geleceğin parametreleri” ile ilgileniyoruz,

·         Geleceğin partisini kurmak istiyoruz, bu nedenle gençlerimiz en çok kulak vereceğimiz kitle olacak,

·         Abdullah Gül, bizi destekliyor elbette ve biz de fikirlerini alıyoruz, ancak onun bir prensibi var, cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra “aktif siyasete” girmek istemiyor,

·         Türkiye’nin yakın coğrafyada ve uluslararası camiada “sözü tükeniyor”, kolay işleri “silahla çözmeye” çalışıyoruz, doğru değil,

·         BM Güvenlik Konseyine 192 ülkeden 151’inin oyunu alarak seçilmiş, “saygın Türkiye’den” eser kalmadı,

·         Türkiye’nin yılların deneyimleri ile elde edilmiş; NATO gibi, AB gibi, BM gibi, diğer birçok örgüt gibi, başarıları ve kazanımları yok ediliyor, çok endişeliyiz,

·         Suriyeli göçmenlerle ilgili olarak, bütün taraflarla görüşerek, kapsamlı bir strateji geliştirmeli ve bu meseleyi çözümlemeliyiz,

·         Türkiye dışa açık bir ülke, dışa açık bir ekonomi olmak zorunda. Aksi halde fakirleşir ve demokrasisi geriler,

·         Bulgaristan dahil, eksi faiz ile borç alıyor, bu ülke olarak güvenirliliğinizle ilgili, ancak Türkiye çok yüksek faizler ödüyor, güvensizlik var, hukuk olmazsa yatırım gelmez,

·         Öyle bir sistem kuruldu ki, “mikro koalisyonlar dönemi” geldi, parlamentonun güçlü rol alması gerekiyor,

·         Her kimlik bu ülkenin asli unsurudur, hem özgürlükler genişletilmeli, hem güvenlik artırılmalı, Kürt sorunu bizim en önemli çalışma alanlarımızdan biri,

·         Demokrasilerde meşru çözüm yolu “siyaset”, bu nedenle soyunduk, medya-STK çözmeyecek ülkenin sorunlarını, siyaset çözecek,

·         AKP, kurulu düzene başkaldırıydı, hak ve özgürlük mücadelesi olarak AK Parti ortaya çıktı, ama bugün bu değerleri kısıtlayan olarak karşımızda,

Yukarıdaki ifadelerden “bazıları”, bire bir Ali Babacan’a ait değil, ama “mealen” bu anlamda.

Peki, ne diyor Ali Babacan?

Benim “profesyonel siyaset” adını koyduğum bir parti yapısı oluşturuyor. Yani “herkesin dini-inancı kendine”, herkes şahsi değer ve fikirlerinde tam özgür, ama unutulmamalı memleket hepimizin, amaç memlekete hizmet etmek. Hangi görüşten olursan ol, memleketine hizmet etmek “istiyorsan” ve bu “yeteneklere sahipsen”, gel partide birlikte çalışalım diyor, Ali Babacan. Kişisel düşünceler yerine “ortalama meselelerimize” kilitlenmeliyiz.

Öngördüğü değerler, ekmek su gibi, oksijen gibi ihtiyaç duyduğumuz şeyler. Altına herkesin imza atacağı değerler.

Benim daha önce Ali Babacan ile ilgili olarak yazdığım yazılarda işaret etmeye çalıştığım, Türkiye toplumunun ihtiyaç duyduğu bir felsefe ortaya koymuş, Ali Babacan.

Bu aşamada henüz, “net olmayan”, “yuvarlak geçilen” ve “nasılı söylenmemiş” konular da var. Ali Babacan’ın ifadesine göre, ekip çalışıyor ve bu boşluklar yakında netleştirilecek.

Benim elbette itirazım var. Arnavut itirazı ile meşhur, malum.

Birincisi: Kürt meselesi artık terörle mücadele kapsamının dışına çoktan taştı. Ortada, “bölgesel bir Kürt meselesi” var. Meseleye topyekün yaklaşma ihtiyacı var. Türkiye bu meseleyi çözmede en avantajlı ülke. Silahla-siyasetin karıştığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Bölgesel Kürt meselesi çözülmeden, Türkiye’nin yönü belirlenemez. Ne içeride, ne dışarıda. Ali Babacan bu meseleyi “eski parametrelerle” algılamamalı ve “eski strateji ve konseptlerle” geçiştirmeye kalkmamalı.

İkincisi: Erdoğan, şimdiki tercihleriyle, “aynı mahallenin çocuğu” değil. Başka kelimelerle de olsa, Ali Babacan da bunu ifade ediyor. Ama bir gerçek var. “Erdoğan ve koalisyonu”, Babacan’ın bahsettiği konularda “çok sert ve tavizsiz”, “demokrasi ve özgürlükler meselesini risk gören” bir koalisyon. Peki, nasıl çözülecek bu mesele? “İktidara ulaşma ve iktidar olma stratejisi” neye dayanacak?

Fehmi Koru’nun Haber Türk’te ifade ettiği ve esasen yazılarında çoktandır dile getirdiği, “Erdoğan, başka mahallelerle koalisyon kurmasın, kendine yakın, Ali Babacan’ın kuracağı partiler gibi, partilerle Türkiye’nin problemlerini daha kolay çözebilir, Erdoğan bu partilerle koalisyon yapabilir” tezi çerçevesinde mi Erdoğan ikna olacak? Erdoğan mevcut koalisyonunu kolayca terk edecek mi?

Üçüncüsü: Babacan, “değişen Türkiye toplumuna” vurgu yapıyor. İyi. Ancak, “zamanın ruhu bu defa sol mu diyor” başlıklı yazımda işaret etmeye çalıştığım gibi, Türkiye toplumunun dinamiklerinde “sol” diye tanımlayabileceğimiz dinamiklerin giderek çok güçlendiğinin farkında olmalı. Bu konuda yeterli vurgu görmedim, mülakatta. Yeni kitlenin kavranacağı “duruşu” da yoktu.

Bu üç konuda ayrıntıya gerek var. Sadece, genel ve “ütülü cümleler” yetmez.

Üstelik “susamam klipini” de dinlemiş.

Babacan'da ayrıntıları bekliyoruz.

Not: Eylül 2019'da yazdığım bu yazıya göre Ali Babacan'ın çözümlerinde elbette netlikler arttı. Ama ben hala, "zor meselelere mesafeli" olduğunu düşünüyorum...

 

Yorumlar